90min Özel

90min Röportaj - Yasin Sülün: 10 Yılda 6 Futbolcu Çıkarmak Başarıdır

Nedim Varol
Ekleyen Nedim Varol
Yasin Sulun Interview.mp4
Yasin Sulun Interview.mp4
facebooktwitterreddit

90min.com Türkiye röportajlarına devam ediyor. Bugünkü konuğumuz Beşiktaş altyapısından yetişen ve bugün de siyah beyazlı takımın altyapısında antrenörlük görevine devam eden Yasin Sülün.

Yasin Sülün, 90min.com mesai arkadaşımız Volkan Ağır'ın sorularını yanıtladı.

V.A: Hoş geldiniz. Nasılsınız?
Y.S: Teşekkürler, siz nasılsınız?
V.A: Biz de iyiyiz. Salgın boyunca umarım çok büyük badireler atlatmadan, sakin bir şekilde geçirebilmişsinizdir.
Y.S: Allah'a şükür. Tabii biz geçirdik ama sonuçta yaşadığımız yerde arkadaşlarımız, çevremizdekiler yaşadığı için üzgünüz. Psikolojik olarak etkileniyoruz. Allah herkese sağlık versin diyoruz.
V.A: Peki bu süreçte salgın nedeniyle lig maçları veya antrenmanlar da yapılmadı. Tam da 16-19 yaşlarındayken çocukların gelişim yaşları. Salgından dolayı bu eksiklikten genç oyuncuların gelişimi ne kadar etkilendi?
Y.S: Tabii hiçbir idman yapamadık. Biz onlara bir program verdik evde yapmaları için. Ama hiçbir idman sahadaki hocanın yaptığı bire bir bir idman gibi olmuyor. Tabii çok etkilendiler. Fiziksel olarak, mental olarak, psikolojik olarak, taktik-teknik olarak etkilendiler. Tabii çocukların ne kadar etkilendiklerini çocuklar bize geldikten sonra anlayacağız. Geldiklerindeki ilk 2-3 aydaki performanslarına göre ne kadar gerideler, fiziksel olarak ne kadar zordalar ya da mental olarak zordalar onları yavaş yavaş ortaya çıkartıp en baştan bir program yapıp onları biraz daha istediğimiz yerlele çekmemiz lazım. Görmeden bir şey diyemeyiz ama mutlaka tükenmişlerdir.
V.A: Bu etkileri en aza indirmek için ne tür çalışmalar yaptınız? Ne tür çalışmalar yapılabilir?
Y.S: Şu anda bütün gruplarla ilgili bizim hem kondisyoner, hem de psikolojik danışmanlığımız var. Onların Zoom'dan idmanlarını takip ettik. Bazen fiziksel-taktik idmanları yapacan hocalarımız video yardımıyla gruplar halinde idmanlar yaptırdık. Tabii bu antrenmanlar bir yere kadar yardımcı olabiliyor. Dediğim gibi sahada bire bir antrenman yaptırmadıktan sonra bunun sonuçlarını oyuncular bize döndüğünde göreceğiz.

"Süper Lig maçlarını takip edip Süper maçlarına yorum yapılabilir ama altyapıyla ilgili bir şey bilmeden yorum yapıp eleştirmek sağlıklı değil. "

Yasin Sülün

V.A: Türkiye'de genç oyuncuların yetişmemesi için birkaç tespit yapılıyor. Birkaç neden sayılıyor medyada ve genel olarak futbol dünyasında. Bunlardan biri de antrenörlere ödenen ücretler veya iyi yetişmiş antrenör olmaması olarak söyleniyor. Siz 10 yıldır altyapı antrenörlüğü yapan biri olarak ne söylemek istersiniz?
Y.S: Şöyle bir şey var. Televizyonda yorumcular 90 dakika maçı seyrediyor. Seyrettikleri maçtan sonra yorumluyor. Çünkü seyrettiğin bir maçı yorumlamak daha kolay. Görüyorsun, seyrediyorsun, bilgin var, birikimin var yorumluyorsun ama televizyonda ya da bazı yayın organlarında birileri altyapılarla ilgili bir şeyler söylüyor. Ne var ki kimsenin altyapıyı takip etmesiyle ilgili bir şey yok. İyi ya da kötü bu yorumu yapanlar, ki ben kötümsemek için söylemiyorum ama burayı bir yaşaman lazım. Burayı görmen lazım. Burda çocuklar ya da hocalar neler yaşıyorlar. Hangi zorluklarda yaşıyorlar. Maddi-manevi, fiziksel nelerle uğraşıyorlar. Tesis yok, imkanlar yok. Ben bunları bahane olması için diye söylemiyorum.

Bir noktaya gelmek istiyorum. Tabii ki bizim de eksiğimiz var. Öğrencilerimizin eksiği var. Ama lütfen bunları yaşamadan, yalnızca, işte Rıdvan'ı (Rıdvan Yılmaz) çıkarıyoruz ve Rıdvan'ın eksiği var ve "Aaaa altyapıda neden bunlar yapılmadı?" denmesi doğru değil. O zaman gelin Rıdvan'ı seyredin. Gelin 1-2 tane maçını seyredin altyapıda. O zaman olur. Altyapıyla ilgili konuşacaksan, altyapı ile ilgili bir fikrin varsa gidip bir yerlerde altyapıyı görmen lazım. Dediğim gibi Süper Lig'i seyrediyorsun, yorum yapabilirsin. Ama altyapı ile ilgili hiçbir şey bilmiyorsun, bir olay oluyor ve hemen onun hakkında bir yorum yapıyorsun. Bunu bilmek lazım. Ben şimdi 10 senedir bunu yaşıyorum. Benim her dediğim doğru mu? Ancak ben bunu yaşadığım için söyleyebilirim. Şöyle problemlerimiz var. Tabii önce, bence maaşlar yeterli değil. Bizim maaşlarımız da yeterli değil. Bir de çocuklara verilmeyen maaşlar da yani bence 16-17 yaşına gelmiş bir çocuğun bence bir yerlerden para alması lazım ki ailesinden almasın. E çocuk okuldan çıkıyor, eve uğramadan idmana gelecek, ne yiyeceğini bilmiyoruz. Ona göre idman yaptırmamız lazım. Bunlar en basit şeyler. İmkan yok. Bazen bir tane sahada iki idman yapılıyor. 18-19 çocuğun bence daha büyük bir sahada, daha düzgün bir yerde idman yapması lazım. Bu bizim, Fenerbahçe'nin ve Galatasaray'ın problemleri. Anadolu'daki problemleri oradaki hocalardan dinlemek lazım. Biz kendi programımızı bile kendimize göre yapamıyoruz. Biz programımızı çocuk ne zaman okuldan çıkacak, ne zaman eve girebilir, ne zaman yemek yiyebilir, ne zaman bize gelebilir, biz ne zaman idman yapabiliriz belirliyor. Aslında böyle olmaması lazım. Bu biraz da eğitim sistemi ile ilgili bir sıkıntı. Mesela benim dönemimde ben 16 yaşındayken sabahçılık-öğlencilik vardı. Ben sabahçıydım. Benim işim 12:30'da biterdi. Ne güzel, 5-6 saat benimdi. Çok vaktim vardı. Bu çok güzel bir şey ama şimdi çocuklar 4 gibi çıkıyor okuldan. E ne zaman bize gelecek, ne zaman idman yapacağız, bununla ilgili sorunlarımız var.

SL Benfica v Besiktas JK - UEFA Youth Champions League
Yasin Sülün, Beşiktaş altyapı antrenörlüğünde 10 yılı geride bıraktı. / Gualter Fatia/Getty Images

V.A: Bu konuda bir şey sormak istiyorum. Bir dönem Galatasaray bir lise ile anlaşmıştı ve futbolcularının eğitimden geri kalmamalarını sağlamıştı. Beşiktaş da bir semt takımı ve semtte de çeşitli okullar var. Bu tür bir çalışmanız var mı?
Y.S: Bizim de bazı okullarla anlaşmamız var ama hem biraz okullar bizi kullanmaya başladı, hem de biraz okulları kullanmaya başladık. Şöyle oluyor; okul takımında oynuyor çocuklar. Bu sefer de derslere girmeme oluyor. Bu da çocukların işine geliyor, bizim işimize geliyor. Ben bu işe çok sıcak bakmıyorum. Ben bir hocayım. Altyapı sorumlusuyum. Bence eğitim saatlerinin biraz değişmesi lazım. Benim de 2 tane çocuğum var. 8:30-9:00 gibi çıkıyorlar 16:30'da geliyorlar eve. Bu saatten sonra, İstanbul için konuşuyorum, İstanbul trafiğinde nereye gidecek, ne zaman gidecek, ne zaman yemek yiyecek?

Buna rağmen ben altyapı hocalarının çok fedakarca çalıştığını, öğrencilerin de çok fedakarca çalıştığını ama potansiyelin ve bize verilen şeylerin bu kadar olduğunu düşünüyorum. Yoksa şimdi ben size bir örnek vereyim. Biz şimdi Ersin (Destanoğlu) ile Rıdvan'ı çıkardık. Çok mutluyuz. Trabzonspor Yusuf Yazıcı'yı çıkardı. Uğurcan Çakır'ı çıkardı. Bunları neden çıkardı biliyor musunuz? Maddi sıkıntıları olduğu için çıkardı. Demek ki gençlere değer verirseniz onların önü açılacak. Bursaspor'dan da birçok oyuncunun adı geçiyor. Demek ki var. Zaman ve şartlar uygunsa yetenekli futbolcular gerçekten çıkabilir. Ben demiyorum ki biz altyapı hocaları her şeyi iyi yaptık da A takım almıyor. Tabii ki bizim de eksiklerimiz var. Zaten biz her şeyi doğru yapsak milyonlar harcamaya gerek kalmaz. Bu sadece A takıma bakılarak yapılacak bir çözüm değil. A takımın da bize bakması lazım. Gelip bizimle yaşamaları lazım. Ama genelde şöyle oluyor: A takıma gelsin, olursa olur olmazsa olmaz.

10 Senede 7-8 Futbolcuyu Altyapıdan Vermek Büyük Başarıdır

V.A: Rıdvan ile Ersin'e dönmek istiyorum ama şunu sormak istiyorum. Türkiye'de emekli futbolcuların A takım çalıştırabilmek için altyapıyı bir basamak olarak kullandıkları gözüküyor ama siz 10 yıldır bu iştesiniz. Sizce genç takım antrenörü olmak size ne ifade ediyor ve altyapı antrenöründe olması gereken en büyük özellikler neler?
Y.S: Bu soru için çok teşekkür ediyorum. Ben de bu sorduğunuz şeyden çok şikayetçiyim. Evet, bazı futbolcular geliyor. Kendileri diyor ki ben birkaç sene burda çalışıp A takım çalıştırmak istiyorum diyor. Ben bunu olgunlukla karşılıyorum.

Bence bir sistemin oluşması lazım. Mesela Barcelona altyapısındaki hoca, 20 seneden beri orda. Adamın işi o. Bu benim işim diyor. Ben de mesela bu işi çok seviyorum. Bu işi neden çok seviyorum? Ben çünkü çocuklarla ilgilenmeyi çok seviyorum. Gelişimlerini görmek, onlarla birlikte gelişmek, kendim öğrenmek, onlarla birlikte bir şeyler öğrenmek, onların benden bir şeyler öğrenip sahada yapmaları, ve A takıma çıkıp orda oynamaları beni en çok mutlu eden olaylardan biri. Onların mental, fiziksel ve psikolojik bir mücadeleye giriyoruz ve galip geliyor olmamız beni çok mutlu ediyor. A takım teklifleri geldi bazen ama ben altyapıcı olduğum için gitmek istemedim ama misyonunu doldurduğunu düşünüp gidenler için de bir şey söylemiyorum. Onun tercihi o olabilir. Saygı duyuyorum.

Ben Türkiye Futbol Federasyonu ile de konuştuğum zaman maddi ve manevi olarak bizlerin daha rahat imkanlarda çalışmamız gerektiğini söyledim. Çalıştığımız zaman arkamızda bir "acaba"nın kalmaması gerektiğini söyledim. Bize eğitimlerin daha sık verilmesi lazım. 6 ayda ya da yılda bir kere altyapı hocalarına eğitim verilmesi lazım.

Bir de ben şundan şikayetçiyim. Bir futbolcu futbolu bırakıyor, hemen altyapıya veriliyor. Bunun olmaması lazım. Ve takım bulunca da gidiyor. 4-5 sene kalması lazım. Takım buluyor ve gidiyor. Tam kendi ekibini kuruyor, felsefesini kuruyor. Sonra takım bulup gidiyor. O zaman da çalıştığı süreç boşa geçmiş oluyor. O yüzden bir sistemin olup o sistemin o hocayla büyümesi lazım.

V.A: Peki siz demiyor musunuz "Artık ben misyonumu doldurdum. A takım çalıştırabilirim" diye?
Y.S: Ben bulunduğum yerden mutluyum. Slaven Bilic ve Şenol Güneş ile de birlikte çalıştım. Onların antrenmanlarını seyrettim. Eğer burada kalamazsam tabii ki başka şeyler yapmam lazım. Kendimi hazırlamam lazım.

V.A: Geçen sene altyapıdan Ersin ve Rıdvan'ı izledim A takımda ve şampiyon oldular. Sizin için de büyük bir gururdur bu muhtemelen. Tabii sizi de tebrik edelim, şampiyon takıma futbolcular yetiştirdiniz. Bunun dışında Kartal'ın (Kayra Yılmaz) adı çok geçti, Alpay'ın (Çelebi) adı çok geçti. Fatih Aksoy'un adı çok geçti hatta gitmesi tartışıldı.

Sizin bulunduğunuz dönemden birçok futbolcu geliyor. Rıdvan ve Ersin'in performansını nasıl buldunuz? Önümüzdeki yıllarda görebileceğimiz isimler sizce kimler?

Y.S: Öncelikle şunu söylemem gerekir ki; Ersin ile Rıdvan'ı sadece ben çıkarmadım. Akademideki bütün hocalarımızın, çalışanların, masörün, malzemecinin, herkesin katkısı var. Bu çocuklar bize 13-14 yaşlarında geldi. Herkesin biraz eli değdi. O yüzden de kendi üzerime almak istemiyorum.

İkincisi de bence her ikisi de şu anda istediğimiz seviyede değil. Ben kendi gördüğüm Ersin ile Rıdvan'ı söylüyorum. Ersin bence daha iyi olabilir. Ben Ersin'le 2-2.5 sene çalıştım. Bende çok daha iyiydi ama tabii A takım başka bir psikoloji. Bunu da anlayabiliyorum çünkü ben de onu yaşadım. Çünkü biz altyapıda belli bir yere kadar baskı verebiliyoruz. Yenme-yenilme baskısını veremiyoruz. Maç kaybedersen medya baskısı zaten yok. Taraftar baskısı da yok. Ama A takımda bu işler biraz daha farklı oluyor. Bence Ersin de Rıdvan da potansiyelinin altında. Ben her zaman "Genç bir futbolcuyu 10 maç oynatmadıkça gerçek seviyesini göremezsin." Ama Türkiye'de hangi hoca genç bir futbolcuya 10 maç sabredebilecek, o biraz sorun yaratıyor. Bunu aslında Bursaspor'da gördük. Ersin'le Rıdvan'a da Sergen Hoca şans verdi. Onlar da bunu gösterdi. Ersin'e bizim altyapı olarak yaptığımız yatırım 100 milyar, Ersin'i 7-8 milyon Euro'ya Avrupa'dan istiyorlar. Demek ki burada kulübe maddi katkı sağlayacak şeyler de var. O yüzden kendilerinden daha iyi olmalarını bekliyoruz.

Bu 2 isimden önce Fatih Aksoy da vardı. Sedat Şahintürk de vardı şu anda Adana Demirspor'da. Tayfun Aydoğan var yine bizim oyuncumuz. Alpay Çelebi var. Altyapıda aslında şu vardır: Her sene 1 oyuncu çıkardın mı başarılı sayılırsın. 10 senede 8-10 futbolcu çıkıyorsa bu başarıdır. Avrupa'da da böyledir bu. Barcelona da her sezon altyapıdan 5 oyuncuyu kadrosuna katmaz. Bazen oyuncuların gittiği de olur. Bunlardan 10 senede 5'i oynasa bence çok büyük başarı. Bunlardan da 2 tanesini satsan kulüp için de çok büyük başarı. Kim gelecek diye sorarsan, isim vermek istemiyorum. İsim verildiği zaman ailelerden, çocuklardan olmuyor. Ancak bu yaz çok kritik bir yaz. Çocuklar her şeyden etkilenebiliyorlar. Değişik yerlere gidebiliyorlar. Daha sağlam karakterli, ne yaptığını bilen, hocalarını dinleyen, ailesiyle daha iyi yaşayan, kendine iyi bakan çocukların gelişimleri daha çabuk oluyor ve daha çabuk adapte oluyorlar. Bazen çok umduğumuz futbolcular da kaybolabiliyor. Bence A takım ile U-19 arasındaki psikolojik etkenler onları yönlendirebiliyor.

V.A: Bu soruyla aslında Şenol Güneş ile aranızda polemik yaratmak istemiyorum ama Rıdvan Yılmaz sizin de öğrenciniz olduğu için sizin de fikrinizi almak isterim. EURO 2020'de ve şampiyona öncesi hazırlık maçlarında Rıdvan'ın fazla heyecanlı olduğunu ve ayaklarının titrediğini söyledi. Genç oyuncuları bu tür maçlara hazırlarken nelere dikkat etmek lazım? Siz televizyondan izlediğinizde böyle bir izlenim aldınız mı?
Y.S: Biz Rıdvan'ı Şenol Hoca'a Rıdvan 16 yaşındayken verdik. Rıdvan 16 yaşındayken göze hoş gelen, ufak tefek ama cin gibi bir çocuktu. Biz Rıdvan'ı oraya verirken Rıdvan o havayı yavaş yavaş tatsın ve ordaki zorluğu görsün istedik. Şenol Hoca onu Altınordu ile oynanan bir hazırlık maçında oynattı. Çok da iyi tepkiler aldık. Daha sonra Rıdvan her zaman gündemde kaldı. Bunu yapan biz değiliz, bunu yapan Rıdvan. Biz sadece işimizi yaptık Rıdvan'a yol gösterdik.

Şenol Hoca ile ilgili de şunu söyleyeyim. Bence Rıdvan daha çok maç yaparak oraya gitmeliydi. En az 10-15 maç üst üste oynadıktan sonra alınmalıydı çünkü Şenol Hoca henüz Rıdvan'ı tam tanımıyor. Bence Şenol Hoca da Rıdvan'ın eksilerini ve artılarını tam olarak bilmiyor. Ersin gibi Rıdvan da sürekli oynasaydı Rıdvan'ın da kritiğini yapabilirdik ama Rıdvan o devamlılığı sağlayamadı. Belki Sergen Hoca da o dönem şampiyonluğa gidiliyor diye daha fizikli birini oynatmak istedi. Belki oynatsaydı Rıdvan'ı kaybedebilirdi şampiyonluk da kaybedilseydi. Bu da çok önemli. Sergen Hoca da her zaman söyler: Ne zaman oynatacağın çok önemli. Belki Şenol Hoca da bunu söylemek istedi. Oynatıp da kaybedebilirdi. Rıdvan 1 sezon düzenli oynayıp gitseydi bence Şenol Hoca bu sözleri söyleyemezdi.

Tabii ki Dünya Kupası olsun Avrupa Futbol Şampiyonası olsun 18-19 yaşındaki çocukları oynarken görüyoruz ama oynayanlar daha hazır geliyor. Rıdvan hazır değildi. Ben her zaman Muhammed Demirci'yi örnek gösteriyorum. Sergen Yalçın'dan sonra gelen en yetenekli futbolcu olarak gösteriliyordu ama oynayamadı. Şimdi kimse bunun sorumluluğunu yaşıyor mu? Çocuk kayboldu. Başlarda herkes arkasındaydı. O çocuk 16 yaşındayken A takıma çıktı.

Ahead of friendly match between Turkey and Azerbaijan
Rıdvan Yılmaz, A Milli Takım'ın EURO 2020 kadromuzda yer alan isimlerdendi. / Anadolu Agency/Getty Images

V.A: Muhammed Demirci gibi sizin için de bir Sergen Yalçın olmanız bekleniyordu. Genç futbolculardan bu bakışı nasıl değiştirebiliriz? 18-19 yaşında A takıma alınmış bir futbolcu olmuş mudur? Yoksa daha yolu var mıdır?
Y.S: Ben her zaman şunu söylerim: Futbolu bırakana kadar olmamıştır. 26-27 yaşındayken "Keşke yapmasaydım" dediğim şeyleri hâlâ söylüyorum. Ben kendimden örnek vereyim. Ben 18-19 yaşındayken otobüse-minibüse binen, yoldan simit alan birisiydim. 6 ay sonra A takıma çıkıyorsunuz. Futbolcu oluyorsunuz. Yanınızdaki futbolcular televizyonda ya da rüyanızda gördüğünüz futbolcular. Biraz para kazanmaya başlıyorsunuz, araba alıyorsunuz, daha güzel yerlerde yemek yiyorsunuz, kıyafetleriniz değişiyor. Birden hayatınız değişiyor. Bunu kaldırabilmek için de 3 ay yetmez. Bence bunu futbol bitene kadar yaşayacaksınız. Bazı futbolcular "Ben oldum" diyorlar ve o da onların sonunu getiriyor. Ne zaman hata yapmadım derlerse o zaman hata yapıyorlar.

Bence bizim genç futbolcularımız "oldum" kelimesini çok çabuk söylüyorlar. Ya da 2 maç oynasın medyada yıldız diye bahsediyorlar, 5 maç sonra ise bundan topçu olmaz diyorlar. Bu biraz bizim kültürümüz ile ilgili bir şey. Futbolcuların bunlardan etkilenmeyip futbolu bırakana kadar "ben oldum" dememeleri lazım. O hataya düştüğün zaman yerini çok çabuk kaybediyorsun ve kazanmak çok zor oluyor.

A Milli Olamadığım İçin Üzgünüm

V.A: Siz genç aş kategorilerinde ay-yıldızlı formayı giydiniz ama A Milli Takım'da oynayamadınız. Kariyerinizde bu geçişi yapamamış olmak sizin için nasıl bir hissiyat? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Y.S: O zamanlar kafama çok takıyordum, üzülüyordum ama o zamanlarda A Milli Takım'da bir kadro vardı ve o kadroya girmek çok zordu. Çok iyi bir kadroydu o. Galatasaray orijinli çok futbolcu vardı. 1998-2002 yılları arasıydı o dönem. Bizde Sergen Yalçın ve Tayfur Havutçu gidiyordu. Bizden de giden yoktu. Fenerbahçe'den de pek giden yoktu.

Tabii A Milli olmak çok güzel bir duygu. Tatmak isterdim. Ben bunu Ümit Milli Takım ile yaşadım. Avrupa Şampiyonası'na katıldık. O çok güzeldi benim için. Raşit Çetiner'di hocamız. A Milli Takım'da da 1 maç oynamak yerine böyle bir şey yaşamak isterdim ama olmadı. Bunla ilgili bir üzüntüm var.

Yasin Sulun, Vratislav Gresko
Yasin Sülün, Slovakya'dan Vratislav Gresko ile mücadelede. Gresko kariyerinde Bayer Leverkusen, Inter, Parma, Blackburn Rovers gibi takımlarda oynadı. / Phil Cole/Getty Images

V.A: Genç takımdan bir futbolcu A takıma alındığında hemen oynanması bekleniyor. Ya da altyapıda golcü bir kimliğe sahipken A takımda farklı pozisyonlarda oynama eğilimi oluyor. Sizce bu geçiş sürecinde hocaların bu dokunuşları oyuncuları etkiliyor mu?
Y.S: Demin Kartal dediğiniz için söylüyorum. Kartal benim öğrencimdir. Çok yeteneklidir. Fiziksel olarak biraz düşük gözükür ama akıllıdır. 10 numara oynar ama 10 numara ile ilgili Türkiye'de şöyle bir sorun var. Ön taraf hep yabancı futbolcularla dolu. Yabancıyı geçmek Türkiye'de zor. Ben de A takıma alındığımda daha ofansiftim ama baktım oynamayacağım, biraz daha defansif yönümü kullanarak oynadım.
V.A: Bu kendi verdiğiniz bir karar mıydı?
Y.S: Tabii. Ben çıktığım zaman Mehmet Özdilek vardı. Şifo Mehmet. Bir de Ayhan Akman vardı. Onları nasıl keseceksin? Biz Kartal'ı daha sonra ön libero pozisyonunda denedik ve şimdi ön libero oynuyor. As kadroda size şans gelene kadar siz çeşitli bölgelerde oynuyorsunuz. Bu bir gerçek. Bazen stoper sağ bek oynuyor. Sağ bek defansif orta saha oynuyor. Orta sahayı sağ beke çekiyorlar. Ön libero oynayan adamı stopere koyuyorlar. Bu bazen zorunlu oluyor ama aslında oynamak önemli. O mevkide birkaç maç oynadıktan sonra kendi özelliklerinizi de koyduğunuzda belki 10 numaraya geçeceksiniz ama önce takıma alışma, uyum sağlama, Süper Lig'i taşıma, onu üstüne giyebilme... Bu çok önemli.

Bazen de bazı yetenekler vardır Sergen Yalçın gibi. 10 numara çıkıp 10 numara oynayabiliyor. Bu 20 senede 1 olan şeyler.

V.A: Beşiktaş'ın 100. yılında UEFA Kupası'nda elendiği bir Lazio maçı var içeride 2-1 kaybettiği. O maçtan sonra çok eleştirilmiştiniz. O maçta mesela Guinti neden oynamıyor denmişti. O maçla ilgili ne anlatmak istersiniz?
Y.S: Eleştirileri çok hatırlamıyorum ama ben kötü oynadığımı düşünmüyorum. Belki başka bir maçtı. Chelsea maçında mesela kaptırdığım bir top vardı ve gol oldu. Yenildik ve elendik. O maçta daha fazla eleştirildim.

Ben sonuçta Beşiktaş altyapısından çıktım ve Mircea Lucescu'ya gidip de para vermedim beni oynatsın diye. Beni oynattıysa demek ki ben iyiydim de beni oynattı. Tabii ki Guinti de iyi futbolcuydu. Çok tecrübeliydi ama yabancı hayranlığı maalesef bizde biraz var. O oyuncuları daha çok sahada görmek istiyorlar. Ama benim bununla ilgili bir sorunum yok. Şunu bilmeleri gerekir ki biz daha çok üzülüyorduk.

V.A: Cemil Turan'ın yeğeni olmak futbolculuk kariyerinizi ve teknik direktörlük kariyerinizi nasıl etkiledi? Veya onun yeğeni olmak nasıl bir şeydi? Onun maçlarını tribünlerde izlemişliğiniz oldu mu?
Y.S: Yok ona yetişemedik. Ağabeylerimizden, babalarımızdan duyduğumuz kadarıyla çok iyi futbolcu olduğunu zaten herkes söylüyor. Bana yalnızca yönlendirme konusunda. Dayım olduğu için de dayılık görevini her zaman yapmıştır.

Şöyle bir şey olmuştu. Benim dönemimde kulüpler, 18 yaşına gelen futbolcularla profesyonel sözleşme imzalamazsa futbolcular bedavaya takımdan gidebiliyordu. Ben de 18 yaşıma gelmiştim ve benle profesyonel sözleşme imzalamamışlardı. Ben de oynuyordum. Dayım bir gün aradı ve benimle ilgili bir şey düşünmüyorlarsa beni Fenerbahçe'ye almak istediğini söyledi. Süleyman Seba'yı aradı. Süleyman Seba da çok kızdı ve hemen benle apar topar sözleşme imzaladılar. Dayım her zaman "Sen Beşiktaşlısın. Beşiktaş'ta kal. Mutluysan sakın ayrılma. Ama bir şey olursa her zaman sana kapımız açık" derdi.

V.A: Son sorum. Antrenör Yasin Sülün, genç takımdaki Yasin Sülün'e ne söylerdi? Ne tavsiye ederdi?
Y.S: Çok daha sakin ol. Çok daha sabırlı ol. Ben biraz sabırsız bir insandım. İstediğini hemen almak isteyen bir insandım. Bazen bu da faydalı olabiliyor. O an gençliğin ne yapmak istiyorsa onu yapmalı diye düşünüyorum çünkü yapmak istediği şeyi yapmayıp kaybederse daha çok üzülüyor insan. 18-19 yaşındaki bir çocuğun artık kendi kararlarını kendisi vermesi lazım. Kendi kararımı verdim. A takıma çıktım. İleriye dönük oynarken daha defansif oynadım. Kendi kararımı kendim verdim. Başarılı oldum. Ben şimdi öğrencime "Sen 10 numarasın. Git A takımda 10 numara oyna" da diyemem, "Sen 10 numarasın ama git biraz da 6 numara oyna" da diyemem. Biz seçenekleri sunarız.

facebooktwitterreddit