90min Özel

90min Röportaj - Erdal Keser: Joachim Löw'e Kulüp Antrenörlüğü Tavsiye Etmiyorum

Nedim Varol
Ekleyen Nedim Varol
Erdal Keser Interview.mp4
Erdal Keser Interview.mp4 /
facebooktwitterreddit

90min.com Türkiye departmanı röportaj serisinin bugünkü konuğu, Galatasaray'ın yakın tarihine damga vuran isimlerden Erdal Keser.

Borussia Dortmund'da forma giyen ilk Türk futbolcu olan Erdal Keser, Galatasaray'ın unutulmaz 2005-2006 sezonundaki şampiyonluğunda Eric Gerets'in yardımcısıydı. 25 kere ay-yıldızlı formayı terletip 2 gol kaydeden Erdal Keser, milli takımda yardımcı antrenörlük, oyuncu izleme ve sportif direktörlük görevlerini de üstlendi.

Erdal Keser, 90min.com Türkiye departmanından Volkan Ağır'ın sorularını yanıtladı:

V.A: Erdal Bey hoş geldiniz.

E.K: Merhaba. Hoş bulduk.

V.A: Çok teşekkür ederiz konuk olduğunuz için. Öncelikle nasılsınız? Nasıl geçiyor günleriniz?

E.K: Çok teşekkürler. Her şey yerinde. Artık zaten günlerimizi sağlıklı geçirmekten başka bir şey düşünemiyoruz biliyorsunuz bu malum durumlardan dolayı. Ama ailece çok şükür her şey yerinde. Artık torun sahibi de olduk. Onlarla daha çok ilgileniyoruz. Onların sağ kalmasını ümit edip onlar için çalışıyoruz. Böylece günümüzü gün etmekten vazgeçmemeye çalışıyoruz.

V.A: Biraz da buradan devam etmek istiyorum. Herkesin de merak ettiği bir konu. Erdal Keser şu anda neler yapıyor? Futbol dünyasında hâlâ ilişkilerine devam ediyor mu? Çeşitli çalışmaları var mı? Bu merak edilen bir konu.

E.K: Futbol dünyasına son 1-2 yıldır biraz uzak durdum. Çünkü insanlar çok değişti. Futbolla ilgilenen insanlar. Bilhassa Türkiye liglerinde ve bilhassa benim kulübümde, Galatasaray'da. Milli takımlardaki insanlar son 10 yılda baya değişti. Artık onlarla çalışmak da biraz zor geldi bana. Ondan dolayı biraz daha düzgün insanların orda olmasını beklerken belki yine futbola bir geri dönüş yaparız. Çünkü bilgilerimizi inşallah bir gün yine orda sunabilme imkanı buluruz. Ama ihtiyaç duyulursa tabii ki. Duyulmazsa da bu hayatımızdan memnunuz. Yani futbolun dışında da bazı güzel şeyler vardır hayatta. Onlarla ilgileniyoruz.

V.A: Şu anda bildiğim kadarıyla bir vakıfta görev de alıyorsunuz. Biraz da ondan bahsetmek isterim açıkçası. Rett sendromlu hastalar için yardım toplayan bir vakıfta. Orada ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

E.K: Yani oradaki işimiz tamamen, ağır bir hastalık olduğundan dolayı, bunun araştırmalarıyla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Çünkü bu hastalığa yakalanan insanlar hayat boyunca yardıma ihtiyacı olan insanlar. Tekerlekli sandalyede ya da yatakta yaşıyorlar artık sadece. Bir gün bu hastalığın geçmesine katkı sağlayabilmek için maddi yardımlar, organizasyonlar, hastalığın tanıtımı, profesörler ve doktorlarla toplantılar yapıp bu konularda ne gelişmeler olabilir, bu hastalıkla nasıl mücadele edilebilir... Bunların çalışmalarına ve araştırmalarına devam ediyoruz. Bundan dolayı çok gururluyum çünkü bu işi 20 senedir yapıyoruz ve her geçen gün de ilerlemeler görüyoruz. İnşallah bu hastalığın bir gün çözülmesine hep beraber yardımcı olabilirsek ne mutlu bize diyebileceğiz.

V.A: Ben biraz futbolla devam etmek istiyorum. Eric Gerets'e bir dönem antrenörlük de yaptınız Galatasaray'da. Ve 2006'da Kayserispor ile oynanan bir mücadele var. Galatasaray-Kayserispor maçı sizin için ne anlam ifade ediyor?

E.K: Benim antrenörlük hayatım orada değil, milli takımlarda başlamıştı. 1996'dan itibaren başlamıştı. O zaman Mustafa Denizli hocamızın yardımcısı olarak A Milli Takım'da göreve gelmiştim. Böyle devam etti ama 2005'teki olay tabii ki hepimizin aklında. Çünkü o zaman biz şampiyonluk mücadelesi veriyorduk Galatasaray olarak ve Fenerbahçe de aynı seviyedeydi. Aynı puana sahipti. O gün de o maçlar oynanıyordu. Biz kendi maçımızı kazanmıştık. Sadece Fenerbahçe'nin Denizlispor maçının bitmesini bekliyorduk.

O maç o kadar uzadı ki, statta bekleyen bizler ve taraftarlar için yarım ömür gibiydi o 16 dakika. Ondan sonra tabii ki şampiyonluğu kazandığımızı duyduğumuzda o 16 dakika sonrasında tamamen korku filmi görmüş gibi oldu herkes. Çok büyük bir sansasyonla o şampiyonluğu kazanmıştık ve sabahlara kadar da eğlenceli gece geçirmiştik.

Galatasaray coach Erik Gerets gestures d
Galatasaray 2005-2006 sezonunda Eric Gerets yönetiminde şampiyonluğa ulaştı. Erdal Keser, Belçikalı teknik adamın yardımcısıydı. / AFP/GettyImages

V.A: Peki daha sonra, aslında biraz önce anlattınız, değişen ortam nedeniyle çok fazla futbol dünyasında antrenör olarak kalmayı pek tercih etmediğinizi anlıyorum ama Almanya'da belki çeşitli seviyelerde antrenör olmayı neden hiç düşünmediniz?

E.K: O konuda benim bazı katı düşüncelerim de oldu tabii ki. Ben orada çalışsam nerede çalışırım diye düşüncelerim oldu. Bunlardan tabii ki bana en yakın olan pozisyonlar da ya Borussia Dortmund'da olurdu, ya Galatasaray'da ya da milli takımlarda. Borussia Dortmund'dan bana hiçbir yaklaşım olmadı maalesef ama Galatasaray'da antrenörlük görevi yapabildim. Milli takımlarda çok daha değişik pozisyonlarda çalıştım. Yani yardımcı antrenörlükten sonra Avrupa sorumluluğu ve oradaki genç futbolcuları keşfetme projeleri. Ondan sonraki hedeflerim olan pozisyonlar da maalesef olmadı. Benden kaynaklanan bir şey değildi. Ben çok çok isterdim ama Türkiye'de bazen bazı kararlar istediğimiz gibi olmuyor. Maalesef olmadı.

Ben çok isterdim Türk Milli Takımı'nı çalıştırmak, Ümit Milli Takımımızı çalıştırmak ya da Galatasaray'da antrenör veya teknik sorumlu olarak çalışmak. Ama benim sistem üzerine çalışmam bazı insanlara ters geliyor. Ve onların sistemlerine uymadığımdan dolayı. Sisteme bazı şeyleri sokmak istediğinizde de siz sisteme uyamıyorsunuz. Ondan dolayı da bu işler bu seviyede kaldı. Ama ben genelde Türk futboluna hizmet ettiğim için çok çok mutluyum.

V.A: Peki şu andaki oluşumu nasıl buluyorsunuz? Bir yandan da baktığınızda belki sizin de anlaşabileceğiniz bir oluşumdan bahsediyoruz Stefan Kuntz ve Hamit Altıntop ile birlikte oluşmuş bir ekip.

Hem nasıl bulduğunuzu merak ediyorum bu yeni oluşumu, hem de Stefan Kuntz gelmeden önceki yorumlarınızla son verdiği 2 sınav hakkında neler düşündüğünüzü merak ediyorum.

E.K: İşte benim çalışmalarımla ilgili en büyük ispat aslında burada yatıyor. İlk bizim buradaki çalışmalarımızda Altıntop kardeşleri biz o zaman milli takımlarımıza kazandırmıştık. O zamanlar daha U17 Milli Takımı'nda oynayabiliyorlardı. Yani 17 yaşındalardı. Onları biz burada milli takımlarımıza kazandırdık. Çünkü Almanya Milli Takımı da tabii ki onlarla ilgileniyordu. Ve bu bizim çalıştığımız dönemdeki ilk meyvelerdi diyebiliriz Altıntop kardeşleri. Ondan sonra da Hakan Çalhanoğlu da bizim uğraşlarımız sonrasında milli takımlara kazandırdığımız, yani benim dönemimdeki son futbolcu olmuştu. Bunlar tabii ki çok büyük katkılar bizim milli takımlarımız için.

Ben şimdi Altıntop ve Kuntz'un milli takımlarımızın başında olmasını çok uygun ve güzel buluyorum. İnşallah onlara biraz zaman tanınır. Çünkü bir sistem kurmak istiyorlar. Ve bu sistem dediğim gibi, bahsettiğim gibi zaten milli takımlarımıza gelirse, ondan sonra insanlar değişebilir ama sistem kalabilir. En önemlisi de odur. Biz Türkiye'de en büyük yaptığımız işlerde sadece insanları değiştiriyoruz ve o insanlarla da yeni bir sistem her zaman yerine getirmek istiyoruz. Halbuki tam tersi olması lazım. Önce sistem kurulması lazım, ona doğru da, o sistem üzerine de insanlar oraya gelip bu sistemi devam ettirmeli. Ancak ve ancak zaten böyle de bir ekol üretebilirsiniz ki biz burada biliyorsunuz Futbol Federasyonu ne zaman kurulduysa, 50 yıldır 60 yıldır hep bir sistem ve Türk futbol felsefesini kurmaya çalışıyoruz. Maalesef daha hâlen bu yolda devam ediyoruz. Dediğim gibi en önemlisi Türk futbolunun bir sistemi olması lazım.

Turkey names Stefan Kuntz new head coach
Hamit Altıntop ve Stefan Kuntz. / Anadolu Agency/GettyImages

V.A: Türkiye'nin Portekiz ve İtalya maçlarını izlediniz mi? Oradaki taktik tercihlerini, diziliş tercihlerini ve performansı nasıl değerlendiriyorsunuz?

E.K: Tabii ki izledim. Gerçekten şunu söylemek lazım, Türk Futbol Takımı bu dönemde bilhassa çok çok iyi bir futbolcu nesli yakalamış durumda ve bu futbolcu neslinden de gerçekten faydalanmak gerekiyor. Günlük başarılar değil, devamlı elde edilebilecek başarıları bu takım üzerinden kurmak mümkün. Burada da dediğim gibi, istediğimiz neticeyi şimdilik almış değiliz. İnsan isterdi ki biz de şampiyonaya katılabilelim. Ama iyi yolda olduğumuzu düşünüyorum. Bu sefer gidemediğimizden dolayı her şeyi altüst edip de her şeye baştan başlamayız umarım.

V.A: Son olarak Stefan Kuntz Köln'ün altyapısından yetişen Salih Özcan'ı A Milli Takım'a kattı. Salih Özcan'ın milli takıma alınması hakkında ne düşünüyorsunuz? Salih Özcan'ı yakından takip ettiğinizi düşünüyorum.

E.K: Tabii ki güzel. Milli takımımızı güçlendiriyorsa o zaman tabii ki çok iyi bir durum bu. Ama sonuçta gerçekçi de olmak lazım. Salih Özcan Almanya Milli Takımı'nda oynayabilecek seviyede de değil açıkçası. Ondan dolayı onun bizim Türk Milli Takımı'nı seçtiğini bizim de büyük bir sükse ile anlatmamıza gerek yok. Ama milli takımlarımıza kendisi katkıda bulunabilirse ne güzel. Başarılar diliyorum. İyi futbolcu. Ama gerçekçi olalım. Alman Milli Takımı seviyesinde değil.

V.A: Borussia Dortmund sizin döneminizden itibaren çok sayıda Türk futbolcu yetiştirdi altyapısından ve Bundesliga'da da bu sayıda bir artış var. Schalke'den de çok sayıda görüyoruz. Birçok takımda görüyoruz. Atakan Karazor var Stuttgart'ta oynuyor şu anda. O da altyapılardan çıkan oyuncu. Bu oyuncuların sayısının artması ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

E.K: Bu çok doğal bir şey. Çünkü biliyorsunuz Almanya'daki kulüplerin altyapılarındaki yabancı oranlarını görüyorsunuz. Takımın yarısından fazlası yabancı. Böylece de değişik ülkelerden artık 1. Lig'de, 2. Lig'de, 3. Lig'de yabancı futbolcu görmek çok normal. Bizim dönemimizde biliyorsunuz her kulüpte en fazla 2 tane yabancı olabiliyordu. Yani profesyonel bazda bahsediyorum. O zamanki şartlarla şimdiki şartlar mukayese edilemez. Bizim dönemdeki yabancı sayısı belliydi, şimdiki yabancı sayısı belli. Ondan dolayı böyle oluşması da çok doğal.

V.A: Son dönemde Türkiye'den de Bundesliga'ya çok sayıda genç futbolcu transfer oluyor. En son örneklerden saymak gerekirse Ozan Kabak, Stuttgart'a giden Ömer Faruk Beyaz. Çağlar Söyüncü de buradan sıçrama yaptı.

Bundesliga genç oyuncuların gelişimine katkı verebilecek liglerden biri mi sizce?

E.K: Tabii ki. Yurt dışına transfer olmalarını ben her zaman tavsiye ederim. Türkiye'den çok daha fazla futbolcu umarım İtalya Ligi'ne, İspanya Ligi'ne, bilhassa İngiltere ve Almanya Ligi'ne gidebilirler. Bu Türk futbolu için çok büyük bir kazanç olur. Ve bizim de milli takım düzeyinde güçlenmemizi sağlar. İnşallah daha fazlasını görürüz. Her zaman onlara tavsiyelerde bulunurum. Yurt dışındaki futbolu ve kulüpleri seçsinler çünkü gelişimleri için bu çok büyük bir adımdır.

V.A: Peki sizin özellikle izlediğiniz Türkiye'de genç oyuncular var mı gelişimini merakla takip ettiğiniz?

E.K: Son dönemlerdeki futbolculardan bahsedersek işte biliyorsunuz Kerem Aktürkoğlu baya iyi bir yolda. Ondan sonra Beşiktaş'taki sol bek Rıdvan Yılmaz çok enteresan bir oyuncu. Yani buna benzer birkaç tane futbolcu var. İnşallah onlar da yurtdışında daha fazla gelişirler ve milli takıma katkıda bulunurlar.

V.A: Sizin döneminizdeki transfer hikayenize geçelim. Borussia Dortmund'da genç bir oyuncu olarak, sanıyorum 16-17 yaşındayken başlıyorsunuz. Bu açıdan da ilk sizsiniz. Siz Dortmund'daki ilk maçınızı oynadığınızda neler hissetmiştiniz?

E.K: Tabii ki çok çok büyük bir gurur hissettim o zaman ama ben bir de çok büyük bir çalışma ve uğraşmanın sonunda karşılığını aldığım için çok çok mutluydum. Dediğim gibi o zamanlar bir takımda ancak 2 tane yabancı oynayabiliyordu ve o 2 yabancıdan biri olabilmek çok çok büyük uğraş ve çaba ve yetenek gerektiriyordu. Onu başarmak çok çok büyük başarıydı.

Ve sadece benim için değil, o zaman benim etrafımda ne kadar Türk vatandaşı varsa onlar da sanki bu işi başarmış gibi hissederek beni fazlasıyla destekliyorlardı. Onlara bir daha teşekkür etmek istiyorum çünkü onların gücünü alarak da ben bunları başardım. O zamanlar bizim vatandaşlarımız daha çok işçi pozisyonundaki kişilerdi ve kendileri için çok daha gurur verici, kendi ülkesinden gelen bir futbolcunun sahada olması çok gurur verici bir durumdu. Bana da bunu her zaman hissettirdiler. Bana karşı sempatilerini bana her zaman hissettirdiler.

V.A: Galatasaray'a gelişiniz hakkında neler söylersiniz? O dönemde bir teknik direktör değişikliği var Galatasaray'da ve daha çok yurtdışında oynamış oyuncular tercih ediliyordu. Neler söylersiniz Galatasaray'a gelişiniz hakkında?

E.K: Benim oraya gelişim 84 yılıydı. Geliş sebebim zaten Galatasaraylı olmaktan dolayı ve benim de Borussia Dortmund'dan ayrılmam gerektiği bir durumdu. Dediğim gibi 2 yabancı olduğundan dolayı hep bir değişiklik oluyordu. Başka bir yabancı gelecekti. Ben 3. yabancı olacaktım. O zaman Türkiye'ye gidiyorum dedim. 2 yıllığına kiralık gittim Galatasaray'a. Ondan sonra geri geldim Borussia Dortmund'a.

Gittiğim yıl zaten takımın başına Jupp Derwall gelmişti. Ondan sonra böyle bir gelişme oldu hem Türk futbolunda hem Galatasaray'da. Profesyonelliğin tohumları ilk o zaman atılmıştı. Ki o zamanlar Florya'daki tesislerde toprak sahada antrenman yapıyorduk. Profesyonel hayatta biz öyle bir şeyi o zamana kadar hiç görmemiştik. Şartlar değişikti. Her şey daha amatörce yapılıyordu. Onların değişmesinde Jupp Derwall'ın çok büyük payının olduğunu söylememiz gerek.

V.A: Peki ikinci gelişinizle birlikte Galatasaray'da oynadığınız yıllarda birlikte oynamaktan en çok keyif aldığınız oyuncu veya oyuncular kimlerdi?

E.K: Benim ilk günden bugüne kadar en çok bağlantım olan futbolcu Simovic'tir. Hem iş ortağıyız, hem en iyi dostuz. Onla her zaman bağlantım devam eder. Benim genelde tüm futbolcularla bağlantım iyidir, arkadaşlığım iyidir ama tabii bazılarıyla daha iyi arkadaş oluyorsun, daha çok telefonlaşıyorsun, daha çok konuşuyorsun.

V.A: Peki Dortmund'da oynadığınız zaman en iyi anlaştığınız oyuncular kimlerdi?

E.K: O zamanlar biliyorsunuz benimle birlikte yabancı olan Marcel Raducanu vardı. O da müthiş bir futbolcuydu. O zamanlar Avrupa futbolunun belki de en iyi orta sahasıydı. Şimdi de onunla bağlantımız iyidir.

V.A: Güncel birkaç soru ile tamamlamak istiyorum. Şu anda Türkiye'de oynayan, Almanya'da yetişmiş en büyük oyunculardan biri var. Mesut Özil. Ama büyük de bir tartışma yaratıyor. Kadro dışı bırakıldı. Beklentileri veremedi. Bir tartışmalar yaşanıyor gibi duruyor. Siz nasıl görüyorsunuz Mesut Özil'in Fenerbahçe ile olan ilişkisini, son gelişmeleri?

E.K: Yani nasıl söyleyeyim. Mesut Özil'e biraz acıyorum çünkü çok kaliteli bir futbolcu. Son zamanlarda hiçbir zaman kendi seviyesindeki futbolu sergileyemedi. Ne Almanya'da, ne İngiltere'de, ne Türkiye'de.

Böyle bir sona doğru gitmesini futbol açısından tabii ki endişeyle karşılıyorum ama daha çok endişeyle karşıladığım olay sosyal yaşantısını da artık sanki kaybediyor. İngiltere'de herkesle sorunları var gibi yansıdı. Almanya'da öyle. Şimdi Türkiye'de öyle. Bilmesi gerekir ki hayat sadece futbolla bitmiyor. Futboldan sonra da bir hayat var. Ondan dolayı kendisini inşallah iyi bir duruma getirir. Dostluklar, arkadaşlıklar kazanır ki yaşamasını da futboldan sonra bilmesi gerekir. Her tarafta iyi akıllarda kalmanın faydası vardır. Ona tavsiye ediyorum ki bunun üzerine de biraz çalışsın çünkü bir ülkede de sevilmesi bir insan için çok çok daha iyidir. Ondan dolayı hem futbolunu en iyi seviyede oynamaya çalışsın ama dostluklarını ve sosyal hayatındaki kararlarını da iyi versin. Buradan kendisine tavsiyede bulunuyorum bir ağabeyi olarak.

V.A: Peki Fenerbahçe ilgili bir soru yine. Bu dönemde Joachim Löw ile Fenerbahçe'nin adı çok anılıyor. Ne kadar görüşüldü, ilerleme kaydedildi kesin bir bilgi yok ama böyle bir yaz itibariyle birliktelik olacak gibi görülüyor. Sizce Joachim Löw Fenerbahçe için doğru çözüm mü? Doğru tercih mi?

E.K: Onun bir kulüp antrenörlüğü yapmasını ben biraz sakıncalı görüyorum çünkü o uzun zamandır, tabii ki daha önce yaptı ama çok başarılı değildi. Benim için o gerçekten daha çok bir federasyon antrenörü. Yani bir milli takımlar antrenörü seviyesinde ve günlük bu mücadeleyi, günlük bu basınla uğraşmayı çok iyi idare edeceğini düşünmüyorum.

Aslında ben de kendisine kulüp antrenörlüğünü çok da tavsiye ediyorum diyemem. Ama karar verecek olan tabii ki kendisidir. Vereceği her kararda inşallah başarılı olur çünkü çok sempatik bir isim. Futbolu bilen bir isim. Ve futboldan zevk alan bir isim. Ondan dolayı da kendisinin başarılı olmasını çok çok isterim. Ama kulüp antrenörü olarak, bilhassa bizim İstanbul kulüplerimizin başında olması kendisine stres getirir. Başarılı olmak mecburiyetindedir. Bunu yapamadığı zamanda krizlerle ilgili çalışmaya da alışkın değildir. Ondan dolayı sağlığı için başka görevlerle uğraşmasının daha iyi olacağını düşünüyorum.

V.A: Erdal Bey çok teşekkür ederiz samimi sohbetiniz ve zamanınız için.

E.K: Ben teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum.

facebooktwitterreddit