90min Röportaj - Ceyhun Eriş: Yabancı Futbolcudan Çok Yabancı Kriteri Önemli

Nedim Varol
Ekleyen Nedim Varol
Clip 1.mp4
Clip 1.mp4 /
facebooktwitterreddit

90min Türkiye, ilk röportajını Galatasaray altyapısında yetişen, Fenerbahçe ve Trabzonspor gibi Süper Lig'in önemli takımlarında forma giymiş, ilerleyen yaşına rağmen A Milli Takım formasını sırtına geçirmeyi başarmış Ceyhun Eriş ile gerçekleştirdi.

Pandemi sürecinden dolayı internet üzerinden yapabildiğimiz görüşme oldukça keyifli geçti. Ceyhun Eriş'in futbolculuk dönemi ile bugünkü şartları kıyaslayabilme fırsatına ulaştık.

90min.com Türkiye departmanı takım lideri Semih Kastoryano'nun gerçekleştirdiği röportajdaki satır başlıkları şöyle:

Fenerbahçe ve Galatasaray Şampiyonluk İçin Daha Hazır

S.K: Ceyhun Eriş merhaba. Pandemi sürecin nasıl gidiyor?
C.E: Çok sık evden çıkmıyoruz. Genelde evde oturuyoruz. Çok nadir hava almaya çıkıyoruz evden. Onun haricinde sürekli evdeyiz.

S.K: Futbolu takip ediyorsun ama öyle değil mi?
C.E: Elimden geldiği kadar takip etmeye çalışıyorum ama izlediğim maçlardan çok keyif almadığım için, yorum yapabileyim diye izliyorum. Süper Lig maçlarını izlemeye çalışıyorum. Lig başlamadan önce Şampiyonlar Ligi'nin final serilerini izledim. Onlar çok keyifliydi ama seyircisiz maç izlemek, televizyondan bile olsa çok keyif vermiyor. Yine de Şampiyonlar Ligi final maçından çok büyük keyif aldığımı söyleyebilirim.

S.K: Her ne kadar bu soruyu sormak için biraz erken olsa da, Süper Lig'de bu sezon için bir favorin var mı?
C.E: Senin de söylediğin gibi favori belirlemek için çok erken ama her zaman olduğu gibi 4 büyükler her zaman favoridir. Onun haricinde ilerleyen haftalarda takımların durumlarını gördükçe favoriler daha çok belli olacaktır. Kadro yapılarına baktığım zaman özellikle Fenerbahçe ve Galatasaray'ın hem kadro yapısı, hem ilk hafta oynadıkları oyun itibariyle diğer takımlara göre daha hazırlar.

Yabancı Oyuncudan Ziyade Yabancı Kriteri Önemli

S.K: Senin oynadığın dönemde daha kaliteli oyuncuların olduğunu, bugün o kalitenin olmadığını düşünüyor musun?
C.E: 14 yabancı kuralı geldiğinden beri bütün takımlarda sanki 14 yabancı almak zorundaymış gibi hissedip sıradan oyuncular transfer edildi. Yabancı sınırı olduğu zaman daha kaliteli yabancılar geliyordu. Daha sık eliyordun. Daha dikkat ediyordun. Şimdi çok olduğu için yabancı transferi, arada sıradan oyuncu da geliyor. Artık yabancı transferi yapmak olsun diye yapılıyor.

S.K: Peki gelen yabancı futbolcuların kalitesini yüksek tutabilmek için bir kriter getiremez miyiz?
CE: Benim zamanımda Premier Lig'de yüzde 75 milli takımda oynaman gerekiyordu. Bu kadar kısıtlamaya ya da bu kadar serbest bırakmaya gerek kalmamalı. Ama sıkıntı burda. Serbest bırakınca öyle transferler yapıyor ki takımlar, sırf para harcamak için, sırf transfer yapmak için transfer yapıyorlar. Kriter getirdiğiniz zaman mecbur o kriterlere uymak zorunda kalacaklar. Kriter getirilmesi lazım. Doğru bir kriter getirilip uzun bir süre de devam ettirilmeli. Her sene kuralın değişmemesi lazım.

S.K: Bu yabancı kuralı sayesinde daha fazla oyuncuyu Avrupa'ya gönderebildik diyebilir miyiz? Yoksa bu bir jenerasyon ve bu biz bunun meyvelerini mi yiyoruz?
C.E: Yabancı getirmekle altyapıdan oyuncu yetiştirmeyi kıyaslamayalım. "Çok fazla yabancı oyuncu getiriyoruz ve altyapıdan oyuncu yetiştiremiyoruz" fikrine ben katılmıyorum. Yetenekli oyuncu mutlaka çıkacaktır. Yabancı transferi bunu engellemiyor öncelikle bu konuda hemfikir olmamız lazım.

S.K: O zaman şimdiki jenerasyonumuz biraz da senin oynadığın jenerasyondan ders alıp kendini Avrupa için daha iyi mi hazırladı?
C.E: Benim oynadığım dönemde biz Avrupa'da yabancı olarak geçiyorduk. Avrupa takımları da 3 yabancı hakkını genelde Afrika'dan ya da Güney Amerika'dan tercih ediyordu. Bizim jenerasyona o şans tanınmadı. AB statüsünde oynayabilmek için de belirli bir süre orada yaşaman gerekiyordu. O yüzden çok az oyuncu gidebildi. Şimdi biraz dünyanın da değişmesi ile takımlar çok daha rahat oyuncuları takip edebiliyorlar. Sosyal medyadan ya da transfermarkt.com gibi oyuncularla alaka veri veren o kadar çok site var ki, oyuncular takip edilebiliyorlar. Takip edildikçe de daha yakın ve daha alınabilir pozisyona gelebiliyorlar. Ulaşılabilirlik arttı. O yüzden daha fazla oyuncu gönderebiliyoruz.

S.K: O zaman senin oynadığın dönemde bu şansları yakalamak biraz daha zordu diyebilir miyiz?
C.E: Kesinlikle.

S.K: Peki senin oynadığın dönemde altyapıdan as kadroya alınmak da daha zordu diyebilir miyiz?
C.E: Tabii ki. Şöyle söyleyeyim; ben 1987'de Galatasaray'ın altyapısında başladım. Yaklaşık 9-10 sene bütün kategorilerinde oynadım. A takım da dahil. 1987'de seçmelere girdiğimde benim yaş grubumda 1000'lerce çocuk vardı. 1000'lerce kişi arasından sadece 4 tanesi seçildi ve 4 kişi içerisinden sadece ben bir yerlere gelebildim.

S.K: Seni ayıran şey neydi? Şans mı? Yeteneğin mi? Çalışman mı?
C.E: Ben çok yetenekliydim. İnsanın kendisi anlatması zordur ama bu konuda tevazu gösteremeyeceğim. Ben 7 aylıkken yürümeye başladım. Rahmetli babam da topu atmış önüme. Hatta bir anım var altyapıdayken. Çift kale maç yapardık. Ben topu kaleciden alıp herkesi çalımlardım. 3. çalımdan sonra hocamız Ahmet Keskinkılıç oyunu durdurup "ver topu rakibe" diyordu.

2002 Dünya Kupası Kadrosuna Alınmadığım İçin Çok Üzülmüştüm

S.K: O zaman bu yetenek senin A Milli Takım'a alınmana neden engel oldu?
C.E: Benim jenerasyonumda çok yetenekli oyuncular vardı. O da benim şanssızlığımdı ya da teknik adamların tercihleriydi. Baktığımızda EURO 96, EURO 2000'de boy göstermiş ve 2002 Dünya Kupası'nda 3. olmuş, yıllardır beraber oynayan bir takıma dahil olabilmek çok zordu. Fenerbahçe'de oynadığım dönemde, o zamanki yöneticilerimizden Hamdi Akın, Şenol Güneş ile bir yerde denk gelmiş ve sormuş bizim Ceyhun'u niye almıyorsun diye. Şenol Hoca da benim, kurduğu kadroya uygun oyun yapısına sahip olmadığımı düşünüyormuş. Topla çok oynuyorum diye. O zamanki milli takımın oyun düzenini bozacağımı söylemiş. Bu sebepten dolayı 2002 Dünya Kupası'na gidemedim.

SK: Aslında seninle birlikte o dönem yine iyi performans sergileyen Tümer Metin, Tayfun Korkut ve Ogün Temizkanoğlu da alınmamıştı. Tabii kim alınmasa aslında şaşırılınacaktı.
C.E: Tabii ki ama o dönemki kadro daha Galatasaray ağırlıklı bir kadroydu. O kadroya giremediğim için çok üzülmüştüm.

Sakatlanmasaydım Felix Magath'ın Yanına Gidecektim

S.K: Saha içerisinde de agresif bir yapın vardı. Muhtemelen kazanma hırsından dolayıydı. Bunun hem A Milli Takım kariyerinde hem de kulüp kariyerinde bir engel olduğunu düşünüyor musun?
C.E: Ben onun bana engel olduğunu düşünmüyorum. Birçok insan bana bu soruyu sordu. Evet agresiftim. Kazanma isteğinden dolayı agresiftim. Agresif demeyelim aslında. Futbolu ve futbol oynamayı çok sevdiğim için çok coşkuluydum. Çok istekliydim. Kazanma isteği vardı bende. Kaybettiğin zaman da insan psikolojisidir, tutamazsın kendini. Ki ben saha içerisinde hakemlerin haricinde rakip futbolcularla çok tartıştığımı hatırlamıyorum. Ama çok hırslıydım. Yine de bana engel olan çok şanssız sakatlıklar yaşamış olmamdı. Samsunspor ile oynanan 2002-2003 maçından sonra eski halime gelebilmek 9 ayı buldu. Kore'deyken Şenol Güneş ile birlikteyken 4. ayımda Zona diye bir hastalık geçirdim ve sözleşmemi feshetmek zorunda kaldım. 2009'da Ankaragücü'nde oynarken 2 üst arka adalemi yırttım.

S.K: Yine de A Milli Takım formasını giymeyi de, geç de olsa başardın.
C.E: Anlatmaya çalıştığım şey de o. Çok zamansız sakatlıklar yaşadım. En basitinden ben Fenerbahçe'de o ayak bileği sakatlığını yaşamasaydım, belki de futbolu Fenerbahçe'de bırakacaktım.
S.K: İster miydin peki?
C.E: İsterdim tabii ki neden istemeyeyim?
S.K: Belki Avrupa hedefin vardı?
C.E: Tabii ki vardı. Fenerbahçe'de o sakatlığı yaşamadan önce Felix Magath beni Stuttgart'a almak istiyordu ve resmi teklifte bulunmuştu.

SK: Şu an 18 yaşına dönebilseydin, neyi değiştirmek isterdin?
C.E: 18 yaşıma değil de o bahsettiğim sakatlık anına dönmek isterdim. Tabii ki öncesine.

S.K: Emre Belözoğlu'nun transferleri hakkında ne düşünüyorsun?
C.E: Emre tecrübeli bir futbolcuydu. Daha yeni bıraktı. Yeni böyle bir yetkiyi aldı. Kolay değil ona adapte olmak çünkü futbol geçmişini unutup yönetici ya da teknik adam sıfatıyla bir şeyleri yapmak kolay değil. O da bazı şeyleri yanlış yapacak. Yaptığı bazı şeyler tutacak. Böyle böyle öğrenecek. O yüzden Emre'nın yaptığı transferlerle ilgili bu doğrudur, bu yanlıştır diyebilecek bir fikrim yok açıkçası. Haberlerden takip ettiğim kadarıyla önümüzdeki 2-3 hafta içerisinde çok iyi forvet transferi yapacağız diye bir söylemi var.

SK: Mario Mandzukic ve Papiss Cisse'nin adları geçiyor. Bu isimler biraz yaşları geçmiş oyuncular. Yararlı olacaklarını düşünüyor musun?
C.E: Futbolcu olarak yaşa çok takılmamak lazım. Çünkü hiçbir futbolcuyla 10 senelik imza atmıyorsun. Gelen oyuncuyla maksimum 3 yıllık sözleşme imzalıyorsun. Gençse, 5 yıllık sözleşme imzalıyorsun. O yüzden çok yaşa takılmamak lazım. Vereceği performans önemli. Takımda olduğu sürece alabileceğin verim önemli. 1 sene olur, 1 senede maksimum verim alırsın. Hiç problem değil. 5 sene olur, 1 sene verim alırsın, oyuncu hiçbir işe yaramaz o zaman.

S.K: Son bir şey daha sormak istiyorum. Saha kenarında seni görecek miyiz?
C.E: İnşallah. En büyük isteklerimden, arzularımdan bir tanesi o ama salgın ülkede birçok şeyi sekteye uğrattığı gibi federasyonda da birçok şeyi sekteye uğrattı. Kurs açılmasını beklerken kurs açılmadı. UEFA B Lisans sahibiyim. A kursu açılmasını bekliyorum çünkü kulübeye girebilmem için A Lisans olması lazım. Salgın biter, kurs açılır ve belgeyi alırsam beni de kulübede görebilirsiniz.

SK: En fazla çalıştırmak istediğin takım hangisidir?
C.E: Özellikle çalıştırmak istediğim bir takım yok ama milli takım çalıştırmak isterim.

(Katkılarından dolayı Tunç Seven -@seventunc ve İpek Ustaoğlu Vural'a teşekkür ederiz)

(90min Türkiye artık Facebook'ta. 90min Türkiye resmi sayfasını takip etmek için tıklayın!)

facebooktwitterreddit